Haber

AP Türkiye Paror Amor’dan ‘Ekrem İmamoğlu’ açıklaması: “Çok endişe verici bir gelişme olarak nitelendiriyoruz”

HABER: MELİS YILDIRIM – Kamera: DURSUN ALKAYA

Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez-Amor, “Türkiye ile ilişkileri yeniden hızlandırmaya ve Türkiye ile yeniden yakınlaşmaya hazırız. Bunu biz de istiyoruz. Ancak katılım sürecinin devam etmesi mümkün” dedi. 2-3 yıl daha köklü değişiklikler yapılmazsa olmaz” dedi. Amor, mahkemenin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile ilgili kararına ilişkin, “Çok endişe verici bir gelişme olarak nitelendiriyoruz. Genelde muhataplarım bu durumu bir üst mahkemenin düzelteceğini umduklarını söylediler ama yine de endişe verici. Çünkü aradı. Yüksek Seçim Kurulu üyeleri ahmaklar… Böyle bir şey… “Avrupa’da her gün oluyor ve biz Avrupa’daki siyasetçiler için çok normal, çok basit bir şey. Bu suç olabilecek bir şey değil” dedi.

AP Türkiye Raportörü Nacho Sanchez-Amor, Ankara’daki temaslarının ardından bugün AB Türkiye Delegasyonu’nda basın toplantısı düzenledi. AP’nin Türkiye raporu için izleme ziyareti yaptığını kaydeden Amor, bu kapsamda Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakcı, DÜZGÜN Partisi Genel Başkanı Meral Akşener, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, CHP Genel Başkanı HDP Eş Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, liderler Pervin Buldan ve Mithat Sancar, AKP Küme Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Anayasa Mahkemesi Başkan Yardımcısı, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve gazetecilerle görüştüğünü söyledi. Amor, ziyaretinin katılım sürecini ele almayı amaçladığını belirterek, “Türkiye, üyelik süreci donmuş olsa da resmi olarak aday bir ülke. Katılım sürecinin merkezinde demokrasi, insan hakları ve ülkenin yönetimi konuları var. yasa.” Amor’un açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“AB’YE ÜYE OLMAK BİR TOPLUM MODELİNE KATILMAK DEMEKTİR: AB olarak Türkiye’nin başta tahıl koridoru olmak üzere çatışmanın aşılmasında siyasi rol oynaması ve bir anlamda iki taraf arasında arabulucu rolü oynaması gerektiğini her zaman dile getirdik. Türkiye’nin bu anlamda siyasi rolünün katılım süreci, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ile hiçbir ilgisi yoktur. Bunu neden söylüyorum? Çünkü kamuoyunda şöyle bir anlayış var: ‘Yaptığımız iş güzel, faydalı; dolayısıyla insan hakları meselelerine göz yumma anlayışı vardır. Çünkü AB’ye katılmak, bir toplum modeline katılmak demektir. Türkiye’deki yetkililer Rus saldırısını açıkça eleştirdiler; Donetsk, Luhansk’ın tanınmasını eleştirdi ama öte yandan AKP’nin sunduğu toplum modeli sanki Hollanda toplumuna mı yoksa Rusya’ya mı daha yakın? Bence sorulması gereken bir soru. Benim işim katılım sürecinde Türkiye’nin ne yaptığına bakmak. Özellikle insan hakları ve hukukun üstünlüğü konusunda. AKP’nin ortaya koyduğu toplum modeli, tek kişinin söz sahibi olduğu, kuvvetler ayrılığının olmadığı, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye saygı gösterilmeyen bir toplum modeli gibi görünüyor.

Görüştüğüm tüm muhataplarım Türkiye’nin yönünü her zaman bilirler; Elemanların maliyetler açısından hep AB yönünde olduğunu söyledi. İktidardan, AKP’den, muhalefetten görüştüğüm herkes bunu söyledi.

Türkiye’nin savaş öncesi uluslararası arenada oynadığı değerli rol düşünüldüğünde, Türkiye kendi politikasını uygulama olanağına sahiptir. Bunu özellikle vurguladım. Çünkü aday ülke olarak Türkiye’nin kendi dış politikasını uygulamasına yönelik herhangi bir kısıtlama bulunmamaktadır. Aday ülkelerin AB politikalarına ve maliyetlerine yaklaşması bekleniyor. Fransa örneğinde gördüğümüz gibi üye olsanız bile farklı bir dış politikaya sahip olabilirsiniz. Yani ister aday ülke olun ister üye ülke olun kendi dış politikanızı uygulayabilirsiniz. Bir ülkenin dış politikasını uygularken bizim için olası sonuçlar nelerdir? Her aday veya üye devletten beklendiği gibi, öncelikle saldırgan açıklamalardan kaçınmak ve dış politikayı diplomatik yollarla uygulamak.

HEM GÜÇLÜ HEM DEMOKRATİK BİR ÜLKE OLABİLİR: Hatalı ikilem diyebileceğim bir konudan bahsetmek istiyorum, Türk kamuoyunda bu çok var gibi. Türkiye’de kamuoyu ya da vatandaşlar, sanki önemli ve güçlü bir ülke olmak ile demokratik bir ülke olmak arasında seçim yapmak zorundaymış gibi görüyor. Bu nedir, tam olarak anlamıyorum. Hem güçlü hem de demokratik bir ülke olabilir. Güçlü ülke olmak için demokrasiden vazgeçmek gerekiyormuş gibi bir durum var ama bakın Almanya, ABD, İngiltere. Yani hem jeopolitik açıdan güçlü bir ülke hem de olgun bir demokrasiye sahip ülke olmak mümkündür.

YARGININ DURUMU ÖNEMLİ: İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü konusunda oldukça endişeliyiz ve bu konuda ilerleme yok. Son zamanlarda bu iki konuda sürekli kötü haberler alıyoruz. Özellikle medya durumu açısından bir kayma var gibi görünüyor. Önde gelen köşe yazarlarından birinin birkaç ay önce Mısır hakkında ne yazdığını hatırlıyor musunuz? Şimdi ne diyor? Zihniyet tamamen değişti, her şey bir gecede değişiyor. Nedenmiş? Çünkü Cumhurbaşkanı Sisi ile tokalaşıyor. Bu durumda da vatandaşlar, ‘Siyasi bir gündem var mı?’ Böyle bir durum, olgun demokrasinin başarılmasına karşı bir meydan okuma oluşturur. Bu tür bir medya ortamında birçok kanun çıkarılmaktadır. Dezenformasyon yasası da bunlardan biri. Terörizm de bir sorundur. Güya her türlü eleştiriyi bastırmak için bu dile getirilmiş gibi. Başka birçok yasa da var ama bunlar sadece yasa değil. Aynı zamanda, eylemler de sorunludur. Örneğin, bir polis memurunun bir politikacıyı tokatladığının bir görüntüsünü izledim. Rastgele bir toplanma durumunda çok fazla polis olduğunu görüyoruz. Çok sayıda tutuklama yapılıyor. Ortada yargının durumu içler acısı. Davanızda ne olacağını, mahkemede ne olacağını asla bilemezsiniz. Mesela İmamoğlu davasında hakimin değiştirilmesi hakkında. Avukatların da başı dertte. Bütün bunlar gerçekten çok endişe verici. Sadece yasal çerçeve değil, kararların uygulanması da endişe verici. Bir duruşmanın ortasında bir yargıcın değiştirilmesi hiçbir şekilde demokratik standartlara uygun değildir.

Cezaevlerindeki duruma da değinmek gerekir. Sağlığı kötü olan birçok insan hapiste. Aynı zamanda siyasi rehine olarak tanımlayabileceğimiz başka kişiler de cezaevinde. Kavala ve Demirtaş gibi. AİHM kararlarından sonra içinde bulundukları durum izah edilemez. Kaftancıoğlu ve İmamoğlu davası baş başa. İmamoğlu bir nevi siyasi rehine olarak da düşünülebilir.

TÜRKİYE İLE YENİDEN İLİŞKİLERE HAZIRIZ. BİZ DE İSTİYORUZ: Yine de Türkiye ile çıkarlarımızı hızlandırmaya ve Türkiye ile yeniden yakınlaşmaya hazırız. Biz de bunu istiyoruz. Ancak köklü değişiklikler yapılmazsa katılım sürecinin 2-3 yıl daha bu şekilde devam etmesi mümkün olmayacaktır. Büyük değişikliklere ihtiyaç var derken, seçim sonuçlarından bağımsız olarak bunu kastediyorum. Ancak kim kazanırsa kazansın, AB-Türkiye ortasında güvene dayalı bağların yeniden kurulması için büyük değişikliklere ihtiyaç var. Böyle güzel haberleri memnuniyetle karşılıyoruz. Özellikle insan hakları ve hukukun üstünlüğü konusunda.”

“İÇİŞLERİ BAKANIYLA GÖRÜŞMEMİZ GÜZEL BİR GÖRÜŞME OLDU”

Sanchez Amor, gazetecilerin sorularını da yanıtladı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile görüşüp görüşmediği, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüşmesine ilişkin sorulan Amor, şu değerlendirmede bulundu:

“İmamoğlu ile sadece Ankara’da olduğum için görüşmedim. Ancak Cumhurbaşkanı İmamoğlu ile birkaç ay önce İstanbul’da görüştüm.

İçişleri Bakanı ile baş başa görüşmemiz çok sorunsuz geçti. Bir yıl önce bir yere geldik. İspanyolum. Bu nedenle, Türkiye’nin terörle ilgili sorunlarını benim için muhtemelen daha kolay anlarım. Belki de Türkiye’nin ve Türk yetkililerin terörle mücadelede içinde bulundukları duygusal durumu ve modu anlamak benim için daha kolay. Elbette Türkiye’nin güvenlik ve terörle ilgili hukuki kaygıları var.

AB ve Türkiye’nin güvenlik ve Türkiye’nin terörle ilgili hukuk telaşı konusunda ortak bir yaklaşıma sahip olması gerekiyor.”

“ÇEVİRMENLERİM BİR ÜST MAHKEMENİN BUNU DÜZELTECEĞİNİ umduklarını söylediler”

Sanchez, Ankara temaslarında İmamoğlu ile ilgili kararın gündemde olup olmadığı sorusuna şu yanıtı verdi:

“Oldukça ürkütücü bir gelişme olarak nitelendiriyoruz. Muhataplarımın çoğu bir üst mahkemenin bu durumu düzelteceğini umduklarını söylediler ama yine de endişe verici. Çünkü Yüksek Seçim Kurulu üyelerine aptal dedi… Bu tür şeyler. Avrupa’da her gün oluyor ve bizim için çok normal, “Bu Avrupa’daki politikacılar için çok kolay bir şey. Suç teşkil edebilecek bir şey değildir. Normalde başka bir terim kullanmayı tercih edebilirdi ama aslında kolay bir şey söylüyor. Mesela Almanya’da yaşayan Türkler istedikleri gibi konuşabiliyorlar ve hiçbir yasal hakları yok.” Sonuç yok. Demokrasilerde ifade özgürlüğü olmalı ve sadece çok ciddi ve ciddi durumlarda sınırlandırılmalıdır. kamu görevlilerine ne söylerseniz ifade özgürlüğünün kapsamı çok daha geniş olsun.Daha agresif şeyler olabilir, daha geniş yorumlanır.Bir diğer iddia da seçimden hemen öncesidir.Derneği ne olursa olsun herkes bu mahkeme kararını kiminle ilişkilendirdi. HDP’nin de kapatılmasına karar verilirse, sizce bu yargılamalardan sonra herhangi bir uluslararası bağımsız gözlemci heyeti Türkiye’ye gelip bu seçimlerin adil bir şekilde yapılabileceğini söyleyebilir mi?

Bu tür davalar, bu tür kararlar Türkiye’nin uluslararası imajını da zedeliyor. Türkiye’nin imajına en büyük zararı verir. Siyasette iyi bir imaj gerçekten değerli bir şeydir. Bu davalar Türkiye’nin imajını zedeliyor. Görüntüyü düzeltmek için rastgele bir askeri formül kullanmak mümkün değil. ya da harika askeri eserler üreterek bu görüntüyü düzeltemezsiniz. Ancak güven ve demokrasi ile bu imaj geliştirilebilir.”

“HUZURLU VE İSTİKRARLI İLİŞKİLER KURMAK ÇOK GÜZEL”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Doğu Akdeniz Konferansı önerisine ilişkin Amor, “Diplomatik yolların savunulması daha önce de söyledim ve biz diplomatik yollardan yanayız, bu güzel. Ama konferans olursa kim yapacak? nerede, hangi yetkiyle, nerede böyle şeyler önemli. sıkıntıya girer ama bu konferansın düzenlenmesi ve komşularla ilişkilerin geliştirilmesi açısından da bu tür teklifler iyi bir politika. mısır, ermenistan ve israil ile türkiye’deki gelişmeler çok iyi … Barışçıl ve istikrarlı ilişkiler var ve bunlar diplomatik yollarla geliştiriliyor, çok güzel” dedi.

“KAVALA VE DEMİRTAŞ KARARLARINA DİRENİŞ ARIYORUZ”

Amor, AİHM kararlarını uygulamakta isteksiz davranan ülkeler olduğunu ve bununla ilgili bir ihlal prosedürü olduğunu ifade etti:

“Kavala ve Demirtaş davasından önce bir dava nedeniyle bu ihlal prosedürüne maruz kalan tek ülkenin Azerbaycan olduğunu biliyoruz. Azerbaycan AİHM kararını daha sonra uyguladı. Kavala ve Demirtaş kararlarında direniş görüyoruz. AİHM kararlarını tamamen reddetmek söz konusu olmamalı, bizim de beklentimiz bu.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

-
Başa dön tuşu